29 Ekim 2012 Pazartesi

Samsun'dan kaçtım

Sinop'u arkamda bırakmışım. Güzel bir otel, keyifli bir akşam yemeğinden sonra, yine benzer beklentilerle farklı bir sahil kentine doğru yol alıyorum. Hedefim Samsun, ileri...

Gezi boyunca bana eşlik eden, Ekin Grubu tarafından yayınlanan Gezi Türkiye kitabının 2010 baskısı var. Kitapta Samsun'la ilgili aynen şu ifade yer alıyor: 'Samsun, sahil kenti olmasına rağmen kıyıda yer alan resmi ve özel kuruluşlar, liman ve demiryolu ağı nedeni ile denizle olan bütün ilişkisini kesmişti. Samsunlular denizi ancak fuar alanından görmekteydi'


Yukarıdaki ifadeye hiç itibar etmeden, kıyı boyunca yol alıyorum. Günün sonunda bana yol yorgunluğumu unutturacak deniz manzarasının hayalini kuruyorum. Samsun, kıyı boyunca genişlemiş bir kent olarak karşılıyor beni. Şehir merkezinden Sinop tarafına doğru, kilometrelerce, kıyı boyunca tek tip yazlıklar sıralanmış. Bir nevi İstanbul Marmara Ereğlisi arasındaki sahil şeridine dönüşmüş. Direksiyonunuzu kırıp, denizi seyrederek bir kahve molası verdirecek hiçbir cazibe noktası gözüme çarpmıyor. Bütün umudumu şehir merkezine saklıyorum.

Yukarıda yer alan, isimsiz bir yazarın abartılı ifadeleri diye itibar etmediğim 'hakikat', yazıldığı gibi karşımda duruyor.  Cumhuriyet Meydanı'nda denizin varlığından habersiz öylece dolaşıyorum. Bu şehirde bir gece geçirmenin, sokaklarında dolaşmanın vakit kaybından başka bir şey olmadığına karar veriyorum. Hakkını yemeyeyim, görülecek tek yer, alışveriş merkezine dönüştürülen eski tekel binası. Onun haricinde keşfedilecek başka bir yer olup olmadığını sorgulamadan yola koyuluyorum.

Gezimin denizle olan son gününü 'hiç etmemek' için Ünye'ye gitmeye karar veriyorum. Denizi doya doya seyredebilmek umuduyla...

Yazıya oturmadan önce Facebook'tan, Twitter'dan ve internetten Cumhuriyet Bayram kutlamalarında yaşanan olayları okudum. Çok daha ciddi meselelerimiz varken, maalesef gereksiz tartışmaların, inatlaşmaların arasında yuvarlanıp gidiyoruz. Cumhuriyet Bayramı kutlamalarını yasaklamak ne kadar anlamsızsa, bir heykele çelenk bırakmak için direnmek de o kadar anlamsız geliyor bana. Bu tartışmalar maalesef hiç kimseye bir faydası dokunmuyor, üretmeden, yeni bir şey söylemeden, içi boş sloganlarla kayıp zamanın içinde debelenip duruyoruz.

Tartışılması gereken konulardan biri, Cumhuriyet dönemi içinde, şehir planlamamız, mimari estetiğimiz ne durumdadır? Ama küfretmeden, yaftalamadan, ötekileştirmeden...

2 yorum: